Dünya COVID-19 (SARS-CoV-2 Enfeksiyonu) salgınıyla mücadele ederken, ülkemizde hayat çok kısıtlı koşullar altında sürdürülürken, İktidar tıpkı infazla, çalışma hayatı ile ilgili yasalarda olduğu gibi bir fırsatçılık örneği olarak büyük ölçüde Yükseköğretim alanı ile ilgili olmak üzere milli eğitim ve sağlık alanı ile ilgili yasalarda değişiklik getiren 7143 Sayılı torba yasayı jet hızıyla yasalaştırmıştır. İktidar partisi üyelerince 8 Nisan’da TBMM’ne sunulan teklif çok küçük değişiklikle 15 Nisan’da kabul edilmiş, 17 Nisan’da da Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İktidarın bir yasama klasiği olarak, bu değişiklikler torba yasa şeklinde, muhalefetin önerilerini gözetmeden ve jet hızıyla yasalaştırılmıştır.

12 Eylül Darbe Rejiminin temel yasalarından olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu (neredeyse değişikliğe uğramayan maddesi kalmadı) ve onun icra organı olan Yüksek Öğretim Kurulu 39 yılda üniversiteleri özerklikten ve özgürlükten yoksun bırakıp çorak bir iklime mahkûm etmiştir. İktidar ilk yıllarında darbe rejiminin bu sembol kuruluşunun ve yasanın mağduru olduğunu ileri sürerek yakınırken, ilerleyen yıllarda bunun kendi hedefleri için ne kadar kullanışlı bir araç olduğunu görerek, bu kuruldan faydalanmayı kesintisiz olarak sürdürmeyi kendine görev bilmiştir.

Yasanın genel gerekçesinde; Yükseköğretimde niteliğin ve verimliliğin artırılması olduğu belirtilmektedir. Bu amaçla öğretim görevlisi kadrolarına atamada tezli yüksek lisans şartı, araştırma görevlisi kadrosuna atamada 35 yaş sınırı, yüksek lisansını tamamlayan araştırma görevlilerinin doktora programına devam edebilmesi için kurumuyla ilişkisinin 6 ay daha sürmesi, salgın afet gibi olağanüstü durumlarda kesintiye uğrayan eğitimin yazın yapılabilmesi, doçentlik başvuruları için iki dönem şartının kaldırılması, gibi uygulamadan kaynaklanan sorunlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

Vakıf üniversiteleri ile ilgili olarak da, vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyen ücretlerinin Devlet Üniversitelerindeki denklerinden daha düşük olamayacağı, öğrenciler için bursluluk oranının %10 dan %15’e çıkarılması, vakıf Yükseköğretim kuruluşunun faaliyetinin durdurulması, varlıklarının devri ve yatıracakları teminat miktarlarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Milli Eğitim sistemi içinde yer alan öğretmenlerle ilgili olarak da öğretmenlerin yaz tatili ve izinleriyle yazın telafi eğitiminde ve rehberlik hizmetlerinde çalışmalarını düzenleyen maddeler bulunmaktadır.

Bunlarla birlikte iki yeni vakıf üniversitesinin kurulmasını da öngören yasada tüm bu “makyaj” değişikliklerinin yanı sıra deyim yerindeyse “turpun büyüğü heybede” misali asıl önemli düzenleme disiplinle ilgili maddelerde dikkat çekmektedir. 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun disiplin hükümleri ile 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda yer alan cezayı gerektiren disiplin hükümleri birleştirilerek, muğlak sübjektif yoruma açık ifadelerle üniversitede çalışanların, keyfi ve hukuksuz şekilde cezalandırılmalarının yolu açılmaktadır. Disiplinle ilgili bu durumu örtmek için ise intihalleri disiplin cezası kapsamı altına alma yoluna gidilmiştir.

Yasanın en olumlu maddesi, teklifte olmayan daha sonra Genel Kurulda eklenen eğitimle ilgisiz 28. Maddesidir. Bu madde sağlıkta çalışanlara yönelik şiddet eylemlerine verilen cezayı % 50 artırmaya ve verilen hapis cezalarının ertelenemeyeceğine hükmetmektedir.

Yasa, ne araştırma görevlilerine kalıcı iş güvencesi sağlamakta, ne de Yükseköğretimde nitelik ve verimliliği artırmaya yönelik herhangi bir değişiklik içermemektedir. Eğitimin piyasalaştırılmasında önemli bir araç olan vakıf üniversitelerinin bugün geldiği hal ile beraber ortaya çıkan sorunları çözmek, bir düzene sokmak amacıyla yapılan bu düzenlemeler bir anlamda da dar görüşlülüğün ve günü kurtarmanın itirafıdır. 39 yıllık geçmişiyle uğradığı değişikliklerle yamalı bohçaya dönen 2547 Sayılı Kanun, palyatif düzenlemelerle artık yama tutmamaktadır.

Bu gün acil olan, palyatif çözümler ile Yükseköğretim kuruluşlarında çalışanları susturmak ve tasfiye etmek amacıyla disiplin hükümleri kurmak değil, kamu kurumlarından hukuksuz KHK’ler ile uzaklaştırılan tüm çalışanlar gibi Yükseköğretim kurumlarından haksız ve hukuksuz şekilde KHK’ler ile uzaklaştırılan akademisyenlerin görevlerine derhal geri dönmelerini ve her türlü haklarının geri verilmesini sağlamaktır.

Bu gün içinde bulunduğumuz olağan dışı koşullarda her zamandan daha çok bilimin yol göstericiliğine, kamu yararını ve toplumsal ihtiyaçları önceleyen nitelikli bilimsel araştırmalara ihtiyaç duyulduğu açıktır.

Talebimiz; toplumun tüm kesimlerine fırsat eşitliğinin sağlandığı tümüyle parasız ve nitelikli Yükseköğretim, özerk üniversite, bilim ve sanat özgürlüğünün hâkim olduğu bir akademik iklimdir. Yapılması gereken disiplin hükümleriyle akademiyi hizaya getirmeye çalışmak değil, tüm fikirlerin bilimsel zeminde özgürce yazılıp çizilebildiği ve konuşulabildiği bir akademik ortamın tesis edilmesidir. Ülkemiz bunu fazlasıyla hak etmektedir. Üniversiteler tüm bileşenlerinin katılımı ve ısrarlı çabalarıyla bu özlenen akademik ortama bir gün mutlaka kavuşacaktır.

Saygılarımızla.

Çukurova Öğretim Elemanları Derneği